pamuk prenses ve yedi cuceler ali baba ve kirk haramilere karsi

en az ismi kadar uzun ve de güzel bir mercan dede şarkısı; 800 albümünden...

ask siiri

bu şiirin ilk mısrası
senin için yazıldı
bilinmez kimi düşüneceğim
gel de inan şimdi sen
aşk şiirine

<bkz: sabahattin kudret aksal>

gunler

dağın ardına düşer
uzak yerlere koşar

güneş geceden öte
zifir siyan bir ata

binmiş yolcu dayanır
kapınıza, soyunur

orda giysisinden
duyarsınız sesinden

ayazında üşümüş
yazgınızı ve cümbüş

sonu gülümser yılık
etinizdeki sülük

gibi şişmiş zaman
kayan avucunuzdan

günler, esrimiş günler

<bkz: sabahattin kudret aksal>

bulut

kimsiniz böyle, baktığım gök gibi
bir şeysiniz bugün
ışık, yaprak, dal ve kök, gizem dibi
yoktunuz daha dün

estiniz ayaz, rüzgarı atımın
öyle savurdunuz
mavice aktınız uzak, çatımın
üstünde durdunuz

<bkz: sabahattin kudret aksal>

yapayalniz

ünlü savaşçı julius caeser
marcus antonius, ozanlar
kralı homeros, petrarca
bilge platon, bilge seneca
rafaello ya da ermiş jeanne
louis bir, louis iki, tiran
valezquez, rembrant, tiziano
yakınçağ kişisi edgar poe
pierre bonnard, auguste renoire
ne çok milyonlar, adı yoklar
bil ki senin gibi tümü de
yapalnız gitti ölüme

<bkz: sabahattin kudret aksal>

sabahattin kudret aksal

eserleri şunlardır:

şiir:
şarkılı kahve (1944)
gün ışığı (1953)
duru gök (1958)
bir sabah uyanmak (1962, ilk iki kitabın birlikte basımı)
elinle (1962)
eşik (1970)
çizgi (1976)
şiirler (1979, toplu şiirler)
zamanlar (1982)
bir zaman düşü (1984)
şiirler (1988, toplu şiirler)
buluşma (1990)
batık kent (1993, ölümünden sonra, son şiirleri)

öykü:
gazoz ağacı (1954)
yaralı hayvan (1956, yeni öykülerle birlikte toplu basım: 1983)

oyunlar:
evin üstündeki bulut (oynanışı: 1948)
şakacı (1952)
bir odada üç ayna (1956)
tersine dönen şemsiye (1958)
kahvede şenlik var (1966)
kral üşümesi (1970)
bay hiç - sonsuzluk kitabevi (1981)
önemli adam (1983)

deneme:
geçmişle gelecek (1978)
ayrıca, paul Éluard ve charles baudelaire’den şiirler çevirdi

*

sabahattin kudret aksal

25 mart 1920’de istanbul’da doğdu. 19 nisan 1993’te istanbul’da yaşamını yitirdi. 1937'de özel ışık lisesi'nden mezun oldu. 1943'te istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi felsefe bölümü’nü bitirdi. 1943-1948 arasında istanbul'da çeşitli liselerde felsefe dersleri verdi. 1940'da kısa bir süre iş müfettişliği yaptı. istanbul konservatuvarı müdürlüğü, belediye yazı işleri müdürlüğü, belediye iktisat müfettişliği görevlerinde bulundu. 1961'de şehir tiyatrosu müdürü oldu. belediye konservatuarı estetik ve psikoloji öğretmenliğinden emekli oldu. ilk şiiri 1938’de varlık dergisinde, ilk öyküsü 1940’ta küllük dergisinde çıktı. ilk oyunu evin üstündeki bulut 1948’de oynandı. 1940'lardaki yeni edebiyat hareketi içinde yer aldı. günlük yaşamın, küçük ayrıntıların avareliklerin şairi oldu. cahit sıtkı tarancı etkisiyle hece vezni ve uyak kullandığı ilk dönem şiirlerinden sonra garip akımı ve orhan veli'ye yakınlaştı. 1976 sonrasında ise yalınlığı elden bırakmadan dilde derinlik arayışına başladı. uyak tekrar şiirinin köşetaşı oldu. bu dönemde garip'ten de uzaklaşıp ikinci yeni havasına girdi. kendisine özgü bir biçimde insan-doğa ilişkisine felsefe düzleminde yaklaştı. şiirlerinde kent insanlarının gündelik ilişkilerini, saçmalıklarını, çatışmaya varan tartışmalarını ele aldı. öykü ve oyunlarında ise psikolojik öğeleri ve biçim arayışlarını öne çıkardı. çeviriler ve sanat üzerine yazılar da yayınladı.

*

kadinla erkek

bir sabahattin kudret aksal şiiri.

katı ayazdı, çıplak kış, erkek
yoksunluğuyla düştü akşama
kadın ceylan gözlerinde ürkek
bakış, sinekleyin, camdan cama

bir yudum rakı, ekmekle peynir
buluttan yatak, yalnızlığa tok
geceyi sakız gibi çiğne dur
uyanırlar ki, nerde sonsuz, yok

yazamaz

şiir sever
ama
yazamaz
fakat okur,
hemi de
rıfat ılgaz...

*ayrıca;

<bkz: birader>

kiyiya vuran icin sone

bir enis batur şiiri.

beni sev denizkızı, beni gözle, tanı
kurgula, kendine çevir ve aç, bir de
beni ıslat, düğümlerimden çöz, bırak
uzaklaşayım açıklara doğru, bana ulaş

ve dokun, bana dik dalgaların verebileceği
özgürlüğü ver, içine al, içinde tut ve sal
el değmemiş bir kıyı bulursam, kimsenin
ayak basmadığı bir ada, döner seslenirim.

ben ve sen: bir ten karmaşası kuralım
tuzundan kaskatı kesilsin dilim
hızımdan tutuş ve alevlerin ucundan uç.

gece gökyüzünde bir anlığına ağalım
sessizliğimizden tiz bir boşluk kalsın:
beni sev denizkızı, beni bağla, bağışla.

sahici sanri

bir enis batur şiiri.

sabahın eşiğinden devriye gözüm
karşı tepeye hafif, uçarı bir hızla
süzülürken vurkaç bir duygu tırmanır
sırtıma: o mor, etli ışığın içinden
madde kıpırdayacak sanırsın.

güzel yağmur, kıvrak yağmur: duru
bir sevda sonrasına kilitle beni.

cift

bir enis batur şiiri.

pus, sis, alaca
bir tesbih saatler,
çeviriyorum.
bir düğme açıyorum yakamda,
bir başka düğme kapanıyor,
çıkıp yürüyorum
nisandan nisana doğru.

düşüyor işte dilimdeki tetik
ve havaya çiziyorum
sesleri, sessiz harfleri
bomboş bir çiviyle.
bir düğme açıyorum yakamdan,
bir düğme daha açıyorum:
tutup kökünden söndürdüğüm
geceye fırlıyor
apansız
bir kuş sürüsü.

kedimin gözleri
gecemi aydınlatıyor.

mor

bir enis batur şiiri.

aşkınlığın gizli kafesinde barınan nedir
tortulaşmadan, kaskatı?
rüzgarın sürüklediği
ışıksızlık diliminde bizi birleştiren ortak çağrışım?
bir ölünün sesi yoktur oysa, bize ulaşacak.
ama nedir, en sağır böğrüme saplanan bu sancı?
ya şimdi, ona doğru uzattığımız el kadar güneş?
upuzun bir şahin geçiyor üzerimizden
göğe doğru alçalarak.
akşamın basamaklarına yönelirken
gökte mürekkep balığı

pavane

gürol ağırbaş' ın köprüler-iki dünya albümünde de pek farklı bir tadı ve de rengi vardır.daha hüzünlüdür sanki...

kopruler iki dunya

gürol ağırbaş'ın aranjörlüğünü yapmış olduğu; 2006 çıkışlı sentez albümü.

çok ünlü klasik müzik eserleri; usta virtüözler tarafından türk enstrümanlarıyla çalınmış ve ortaya harika bir sentez çıkmıştır.adından da anlaşılacağı üzere gürol ağırbaş'ın bu albümü, iki dünya müziği arasında bir köprü gibidir.

albümdeki şarkılar;

1.adagio

2.bolero

3.carmen

4.carmine burina

5.concierto de aranjuez

6.eine kleine nacht musik

7.four seasons - spring

8.from the new world

9.hungarian dances

10.pavane

pavane

tarifsiz mutluluk kaynağı.her dinleyişte; ayrı haz veriyor.

ask hikayesi

bir yahya kemal beyatlı şiiri.

ah o akşam o tirenden gülüşün!
o gülüş kalbime aksettiği an
duymadım ilk ateşin düştüğünü;
şavka benzer bir ışık zannettim.
macera başlamak üzereymiş o gün.
sürecekmiş bu ateş yıllarca.
bir taraftan yakacık, mor dağlar...
bir taraftan da deniz, şuh adalar...
o gün ömrümde, kader
geçecek aşkı resimleştirmiş
bu güzel çerçevede.

yine dün geçtim o yoldan;
aynı raylarda tirenler geçiyor...
karşı dağlar, hep o dağlar...
kıyı hep aynı kıyı
ve deniz aynı deniz;
o gülüşten bir eser yok yalnız;
o güzel çerçeve bomboş!
belki kalbim daha boş!

kotu

bir fazıl hüsnü dağlarca şiiri.

ben seni tanıyorum, bir gece geldin
çırılçıplak
sordun aşkın sonunu
boynuma sarılarak

parladı üstümüzde ışıklar
semadan gelen izin
arzetti tüylerimin lezzetini
karanlık neslimizin

hissettik seni hoşlandık
kabul etti hayvan düşünceyi
büyük sevin muzaffer oldu
sabaha kadar

tarihten önceki yüzler
şimaller üstünde acaip
bütün hislerden evvel
bütün hâtıralar gaip

sabahlara kadar ağladım
hayvanlar ve insanlar halinde, muhabbete
hep aynı pişmanlık
kaybolan vakte...

disardan gazel

bir fazıl hüsnü dağlarca şiiri.

siz ali bey, veli beyefendi busunuz
gelecekler önünde suçlusunuz

yöneteceksiniz de ulaşacak ha
çağdaş uygarlığa ulusunuz

ön karanlık, art karanlık, sağ karanlık, sol karanlık
kara toprak içine mi gömülüyoruz

bir ülke, yarısı çırılçıplak
yarısının yediği ekmek tuz

uyur itleri, inekleri, ayıları
bütün aydınları uykusuz

milyonu trahom toplumun, milyonu sıtma
milyonu verem, bilmiyor muyuz

ne olmuşuz, ne yapmışlar bize
nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz

böyle giderse biline hep
mustafa kemal'le bile yokuz

de, yüreğin nice yanarsa yansın
efendilerin yüreği buz

elmas

fazıl hüsnü dağlarca şiiri.

öpüştükçe onlar
iniyorlardı yeraltına
çıkarıyorlardı
elmas soluklarını sevginin